Yaşama Sevinci
Her harfin bedenimizde bir karşılığı var. Bazısı dudakta doğar, bazısı dilin ucunda, bazısı damağa yaslanır, bazısı gırtlaktan çıkar. Konuşmak yalnızca düşüncelerin sese dönüşmesi değil; aynı zamanda bedenin de kelimelerle bütünleşmesidir. Bu yüzden hiçbir harf rastgele söylenemez. Dil, damak, diş, dudak her kelimede farklı bir uyum kurar. Dolayısıyla artikülasyon önemlidir ama tek başına yeterli değildir: kelimelerin bir de ritmi vardır. Hatta bazen bir kelimeyi anlamadan önce onun ritmini hissederiz.
Mesela sevinç... Bu kelimeyi öfkeyle, telaşla veya acelece söyleyebilirsiniz ancak tesiri olmaz. Çünkü kelimelerin ritmi, taşıdığı anlamın ritmine benzer. Bana göre, kelimelerin yalnızca anlamları değil, ruhları da vardır. Sevgi, sevinç, şefkat, merhamet... Bu kelimeler yalnızca aynı anlam dünyasında değil, aynı ritimde de yaşarlar. İnsan, onları söylerken sesi sertleşmez. Sanki bu kelimeler, kendisini söyleyen kişiyi de yumuşatır, nazikleştirir.
Her kelime, kendisini tamamlayacak başka kelimeleri de beraberinde getirir. Çünkü dil, birbirinden bağımsız taşlardan kurulmuş bir yapı değildir: birbirine tutunan seslerin, anlamların ve çağrışımların oluşturduğu canlı bir bütündür.
Belki insan da böyledir. Hayatında en çok hangi kelimeleri tekrar ediyorsa, ruhu da zamanla onların ritmine alışır. Sürekli öfkeyi konuşlan bir insanın içinde öfke çoğalır; korkuyu konuşan, korkuyu büyütür. Fakat umut, merhamet ve yaşama sevinci üzerine duran insan da farkında olmadan iç dünyasını o istikamette inşa eder. Bu yüzden bana göre yaşama sevinci, bir terbiyedir; doğuştan gelen bir özellikten çok, her gün yapılan bir tercihtir.
Fakat herkes hayata aynı yerden bakmaz. Kierkegaard şöyle der:
"Evlen, pişman olursun. Evlenme, yine pişman olursun. Evlen ya da evlenme, her iki durumda da pişman olursun. Dünyanın budalalıklarına gül, pişman olursun. Onlar için ağla, yine pişman olursun. Gül ya da ağla, her iki durumda da pişman olursun. Kendini as, pişman olursun. Asma kendini, yine pişman olursun. Kendini assan da asmasan da pişman olursun. İşte beyler, bütün bilgeliğin özeti budur."
Kierkegaard'ın bu sözlerini durup, düşündüğüm zaman, gerçekten de insan seçtiği kadar, seçmediği ihtimallerin de yükünü omuzlar. Hiçbir tercih kusursuz değilken; belki de pişmanlık, insan olmanın ayrılmaz bir parçasıdır.
Fakat yaşama sevinci, pişmanlığın karşıtı değildir. Çünkü yaşama sevinci, kusursuz bir hayata sahip olmak değil; eksik, kırık ve yarım bir hayatı yine de sevebilmektir. Doğru olan, pişman olmayacağımız seçimler yapmak değildir. Doğrusu, pişman olabileceğini bile bile sevmek, mücadele etmek ve yeniden başlayabilmektir.
Yaşama sevinci, insanın başına gelenlerden doğmaz; başına gelenlere hangi kelimelerle cevap verdiğine göre doğar. Çünkü bazı kelimeler yalnızca söylenmez. Önce dile, sonra düşünceye, ardından karaktere ve nihayetinde kadere yerleşir.
Yorumlar ()